Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı Hayata Geçirildi
Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı Hayata Geçirildi
UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ve L’Oréal Türkiye ortaklığıyla yürütülen Bilim Kadınları İçin Programı, 24’üncü yılında dört kadın araştırmacının projelerine destek vermeyi sürdürürken, kadın sağlığı alanındaki meseleleri bilim gündeminde daha belirgin hale getirmek amacıyla önemli bir adım attı. Bu kapsamda, Türkiye’nin endometriozis hasta dayanışma derneği EndoTürkiye ile iş birliğine gidilerek, farklı disiplinlerden uzmanların bilgi ve birikimlerini ortak bir zeminde buluşturacak Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı kuruldu.
Kadın bilim insanlarının akademik çalışmalarını sürdürmelerine ve bu çalışmaları geniş kitlelerle paylaşmalarına olanak tanıyan Bilim Kadınları İçin Programı, Türkiye’de bugüne kadar destek verdiği isimlerin 100’den fazlasının kariyerlerine profesör veya doçent unvanıyla devam etmesine katkı sağladı. L’Oréal Türkiye, programın uygulandığı ülkeler arasında en yüksek katkıyı sunan ilk beş ülke arasında yer alıyor. L’Oréal Vakfı ile UNESCO iş birliğiyle 28 yıl önce küresel düzeyde başlatılan girişim, dünya genelinde 5 binden fazla kadın bilim insanını destekledi. Uluslararası Mükemmellik Ödülü’ne layık görülen 142 bilim insanından 7’si daha sonra Nobel Ödülü kazandı.
L’Oréal Türkiye, 40. yılında EndoTürkiye iş birliğiyle hayata geçirilen Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanları, endometriozis araştırmacıları, beslenme, fizyoterapi, psikoloji, psikiyatri, radyoloji, moleküler biyoloji, genetik ve biyomedikal mühendisliği gibi pek çok farklı alandan uzmanı ve araştırmacıyı aynı platformda bulmayı amaçlıyor.
Kadın Sağlığı Araştırmalarında Kaynak İhtiyacı
Kadın sağlığı araştırmalarına ayrılan sınırlı bütçeler, bu alandaki gereksinimlerin büyüklüğünü açıkça ortaya koyuyor. ABD Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademilerinin analizlerine göre, ABD Ulusal Sağlık Enstitülerinin 2013 ile 2023 yılları arasındaki araştırma hibelerinin yalnızca yüzde 8,8’lik kısmı kadın sağlığı çalışmalarına tahsis edildi. Enstitülerin toplam bütçesindeki artışa rağmen, kadın sağlığı araştırmalarının hibeler içerisindeki payının gerilemesi dikkat çekti.
Endometriozis hastalığı, kadın sağlığında daha fazla araştırma yapılması ve bilgi paylaşımı sağlanması gerekliliğini gösteren başlıca örnekler arasında bulunuyor. Küresel çapta yaklaşık 190 milyon kadını etkileyen bu rahatsızlıkta doğru tanıya ulaşmak yıllar sürebiliyor. Türkiye’de 15 binden fazla kadının katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, endometriozis tanısı alan hastalar teşhis konulana kadar ortalama dört farklı hekime başvuruyor ve ilk hastane başvurusu ile kesin tanı arasında yaklaşık dört yıllık bir süre geçiyor. Katılımcıların yüzde 63’ü ağrılarının ve şikâyetlerinin dikkate alınmadığını, yaklaşık yüzde 78’i ise tedavi masrafları sebebiyle maddi zorluklarla karşılaştığını ifade ediyor. Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı, bu tür gereksinimleri görünür kılması, uzmanlar arası bilgi alışverişini artırması ve farklı disiplinlerden araştırmacıların ortak çalışmalar yürütmesine zemin hazırlaması amacıyla kuruldu.
L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, bilimin var olmanın temeli olduğunu belirterek, dünyadaki her üç araştırmacıdan yalnızca birinin kadın olduğuna dikkat çekti. Bilimin tüm potansiyeline ulaşabilmesi için kadınların bu sürece eşit katılım göstermesi gerektiğini vurgulayan Panayotova, Türkiye’de 24 yıldır devam eden Bilim Kadınları İçin Programı ile bugüne kadar 132 kadın bilim insanına destek verdiklerini, yapılan çalışmaların görünür olmasının bilime ilgi duyan genç kızlara da bu yolda ilerleyebileceklerini gösterdiğini dile getirdi.
L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü ve Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu ise programı 24 yıldır sürdürürken desteği her yıl nasıl daha ileriye taşıyabileceklerine odaklandıklarını ifade etti. EndoTürkiye iş birliğiyle kurulan ağın, yeterince ele alınmayan kadın sağlığı sorunlarını ve karşılanmamış ihtiyaçları öne çıkarmayı, disiplinler arası çalışmayı ve bilimsel bilginin paylaşımını hedeflediğini belirten Tanrıkulu, uzun vadede daha erken tanı, daha etkili yaklaşımlar ve kadınların yaşam kalitesini artıracak çözümler sunmayı amaçladıklarını söyledi.
Dört Bilim Kadınından Enerjiden Sağlığa Uzanan Projeler
Bu yıl desteklenen dört kadın bilim insanının yürüttüğü projeler dikkat çekiyor:
- ALS Hastalığına Karşı Yeni İlaç Adayları: Doç. Dr. Belgin Sever (Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı), kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin zamanla zarar gördüğü ilerleyici ve sınırlı tedavi seçeneklerine sahip ALS hastalığına yönelik bir çalışma yürütüyor. Projede, hastalığın bazı türlerinde hücre içinde birikerek sinir hücrelerine zarar veren mutant SOD1 proteinini hedefleyen yeni moleküllerin geliştirilmesi amaçlanıyor. Tasarlanan moleküller bilgisayar ortamında taranacak, en umut vadedenler laboratuvarda üretilerek hücre modellerinde test edilecek.
- Yenilenebilir Enerji İçin Çinko-Hava Pilleri: Doç. Dr. Çiğdem Toparlı (Orta Doğu Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü), güneş ve rüzgâr enerjisinin kesintisiz kullanımı için elektrik depolanmasını güvenli hale getirmeyi hedefliyor. Proje, su bazlı ve yanıcı olmayan çinko-hava pillerinin ömrünü ve verimliliğini artırmak amacıyla, pillerin enerjiyi depolayan çinko bölümünü aşınmayı ve düzensiz birikimleri azaltacak biçimde yeniden tasarlıyor.
- UV Işıkla Aktifleştirilen Kâğıt Tabanlı Tanı Sistemleri: Doç. Dr. Tuğçe Nihal Gevrek Civan (Gebze Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü), düşük maliyetli filtre kâğıdını taşınabilir bir test platformuna dönüştürmeyi amaçlıyor. Kâğıt yüzeyinin özel bir polimer tabakayla kaplanmasının ardından ultraviyole ışık yardımıyla yalnızca seçilen bölgeler aktif hale getirilecek ve enzimlerin bu alanlara bağlanması sağlanacak. Bu yöntemle gelecekte aynı platformda farklı analizlerin eş zamanlı yapılmasına imkân tanınması hedefleniyor.
- Dişin Kendi Kendini Yenileme Kapasitesi: Prof. Dr. Zeliha Uğur Aydın (Sağlık Bilimleri Üniversitesi), derin çürük veya travma sonrasında dişlerin kendi kendini onarma süreçlerindeki farklılıkların nedenlerini araştırıyor. Çalışmada, dişin canlı dokusunda bulunan fibroblast adlı destek hücrelerinin, iltihap ve oksijen azlığı koşullarında kök hücrelerin onarım kapasitesine etkisi inceleniyor. CRISPRi yöntemiyle belirli genlerin çalışması durdurularak etkili tedavi yöntemlerine bilimsel temel oluşturulması amaçlanıyor.